Hizbullah ve PKK’yı herkes konuştu ama bunu sadece Odatv ortaya çıkarttı: Hüda Par’ın IŞİD ve El Kaide sicili

Zeynep Çakır

Türkiye en kritik seçimlerinden birine gidiyor… İttifaklar masalarını genişletti. AKP ve MHP ortaklığındaki Cumhur İttifakı, Büyük Birlik ve Yeniden Refah Partileri ardından HÜDA PAR’ı da masasına ortak etti. Önce hakkındaki haberlere erişim engeli getiren ardından web sitelerinde temizliğe giden HÜDA PAR’ın basın açıklamaları artık bulunmuyor.

Odatv, seçimlere 17 gün kala HÜDA PAR’ın İŞİD ve El Kaide’ye yönelik çok tartışılan açıklamalarını ortaya çıkardı.

SAİD-İ NURSİLİ IŞİD ÇAĞRISI

IŞİD’in 2014 yılında Musul’u ele geçirmesi ardından Irak’ta iktidarda bulunan Şiilerin bölgeyi geri alabilmek için yaptığı savaş çağrısını, “Derin bir iç savaşın habercisi” olarak nitelendirdi. HÜDA PAR, IŞİD’in katliamlarını mezhepsel bir iç çatışma olarak değerlendirerek, anlaşmazlıkların dışardan körüklendiğini dile getirdi.

“İslam düşmanlarına karşı dayanışma içerisinde el ele, omuz omuza bir bütün halinde İslam ümmetini ve topraklarını savunma pozisyonu almaya mecbur iken” sözlerine yer verilerek IŞİD karşı bölgede operasyonlar düzenlenmesini “işgal” olarak nitelendiren Parti, FETÖ’nün hocalığını yapan Said Nursi örneği vererek “birlik çağrısı” altında şu sözlere yer verdi:

“Biz de Üstat Bediüzzaman gibi Ehli sünnete, Şii veya Alevilere sesleniyoruz ve diyoruz ki: Çabuk bu manasız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizaı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeden zındık cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde alet edip ezmek için kullanacak. Bunu mağlup ettikten sonra, o aleti de kıracak. Siz Ehli tevhit olduğunuzdan, aranızda uhuvveti ve ittihadı emreden yüzlerce esaslı rabıta varken, iftirakı iktiza eden cüzi meseleleri bırakmak elzemdir. Sünni veya Şii/Alevi, İslam ümmetinin âlimlerini, kanaat önderlerini ve siyasi liderlerini bu büyük fitne ateşini, her tarafı sarmadan söndürmek için çaba sarf etmeye davet ediyoruz. Bu fitne ateşi büyürse, körükleyenlerle beraber söndürmek için çaba sarf etmeyenleri de yakacaktır.”

IŞİD’E DOKUNMA TALEBİ

HÜDA PAR’ın 2014 yılında IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ardından yaptığı değerlendirmede IŞİD’e kalkan oldu. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ardından her ne kadar Türkiye’ye ve vatandaşlarına yönelik şehirde herhangi bir saldırıda bulunmayacağı “teminatını” verse de terör örgütü, Türk konsolosluk binasını ele geçirerek Türk bayrağını indirmişti. Konuyla ilgili açıklamada bulunan HÜDA PAR, Türkiye’nin IŞİD’e müdahalede bulunmama kararından dönmemesi gerektiğini belirterek şu sözlere yer verdi:

“IŞİD’in Musul’u ele geçirmesinin hemen ardından 49 konsolosluk çalışanının rehin alınmasıyla başlayan süreç, IŞİD’in rehineleri serbest bırakmayı kabul etmesiyle, kimseye zarar verilmeden nihayet sonlandı. Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katılmama gerekçesinin başında gelen 49 rehine krizi aşılsa da bu Türkiye’nin emperyalist blokun müdahale talebine yönelik red kararını değiştirmemelidir. Türkiye, savaşı alevlendiren değil, sonlandıran politika izlemeli, bölge ülkelerini sürece dâhil edip, Suriye ve Irak bağlamında Kürtlerin, Sünni Arapların ve Şii Arapların birbirlerinin haklarını gözeten bir anlaşma zemininde buluşturma gayreti içinde rol almalıdır.”

KATLİAMLARI AKLADI

Hüda Par eski Diyarbakır İl Başkanı Şeyhmıs Tanrıkulu 3 Ağustos 2015’te IŞİD’le ilgili çok tartışılacak açıklamalara imza attığı ortaya çıktı.

Suruç saldırısını IŞİD’in yapmadığını savunan İl Başkanı, faillerin Kürt, Adıyamanlı ve alevi olduğunu öne sürerek Türkiye’yi kana bulayan IŞİD’in Dokumacılar grubunu akladı. IŞİD’ın bu saldırıyı üstlenmemesi nedeniyle ihtimal vermediğini belirten Tanrıkulu Olaylara biraz daha sağduyulu yaklaşmak zorundayız. Suruç olayının da ilk günden IŞİD tarafından yapıldığı söylendi fakat bugüne kadar IŞİD tarafından üstlenilmedi. Ben şahsen inanmıyorum. Hem Diyarbakır’da 5 Haziran’da HDP mitingine yapılan bombalı saldırı hem de Suruç’taki bombanın kesinlikle, yüzde yüz olarak IŞİD tarafından yapıldığına inanmıyorum çünkü üstlenmedi” dedi.

TÜRKİYE TERÖRİST DEVLET

IŞİD’i terörist olarak görmediğini Türkiye’nin terörist devlet olarak görebileceğini vurgulayan Şeyhmıs Tanrıkulu “Biz prensip olarak terörist demiyoruz. Biz PKK’ye de, IŞİD’e de, devlete de demedik. Herkes kendi muhalifine terörist diyor. Türkiye de terörist devlettir çünkü Roboski’de açık bir şekilde 34 kişiyi katletti” diye konuştu.

FETÖ’YE SAHİP ÇIKTI

Hizbullah, İBDA-C ve El Kaide’ye sahip çıkan HÜDA PAR, FETÖ kumpasına uğrayan Balyoz sanıklarının 19 Haziran 2014’te serbest bırakılmasına ise karşı çıktı. El Kaideli teröristlerle FETÖ kumpasına uğrayan Balyoz sanıklarını bir tutan açıklama şöyle:

“Hükümeti askeri darbe ile yıkma teşebbüsü davası olarak bilinen Balyoz davasında tüm hükümlüler tahliye edildi. Anayasa Mahkemesi’nin adil yargılanma hakkının ihlaline dair kararının hemen ardından, nöbetçi mahkeme tarafından 230 Balyoz sanığı için tahliye kararı verildi. Böylece, Mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet hükmü Yargıtay tarafından da onaylanmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararı ile darbeden hüküm giymiş tüm askeri personel tahliye edilmiş oldu. Gerek tutuklandıkları gerekse tahliye oldukları yargı süreçleri dikkate alındığında, hukuk sistemi ve yargı erkinin egemenlerin elinde nasıl bir silaha dönüştüğü çok net bir biçimde görüldü.

EL KAİDE’YE MAVİ BONCUK

Hizbullah konusundaki tutumu bilinen Hüda Par, terör örgütü El-Kaide’ye de sahip çıktı. 25 Haziran 2014’te yapılan tek bir açıklamada El Kaide, İBDA-C ve Umut Davası sanıklarına özgürlük çağrısı yapılan açıklama şöyle:

Yasalar, yargı paketleri, yeniden düzenlemeler ve yüksek yargı içtihatları ise, olan bitene birer kılıf ve gerekçe oluşturmaktan ibarettir. Uzun yıllardır, halkın büyük çoğunluğunun maruz bırakıldığı haksızlık ve hukuk skandalları, seçkin zümreler söz konusu olunca gündeme gelmekte ve düzeltilmektedir. Yıllardır uygulanan keyfi hukuk düzeninde, şaibeli dijital veriler delil kabul edilerek Hizbullah, İBDA-C, El-Kaide, Umut Davası ve benzeri davalarda 229 kişi müebbet hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı, tarih hilesi ile ellerinden alınan binlerce mahkûm ise halen zorba düzenin kurbanı olmaya devam etmektedir. Balyoz soruşturması ile kendisine yönelik darbe planları deşifre edilen hükümet ve başbakanın, gerçekleşen tahliyelerden hiçbir rahatsızlık duymaması, aksine tahliyelerden kendisine pay çıkarma gayreti sergilemesi tam bir tutarsızlıktır. Yakın zamanda, başbakanlıkta yasadışı dinlemeler sebebiyle başlatılan böcek soruşturmasında şüphelilerin serbest bırakılmasından şikâyet eden hükümet, darbe sanıklarından rahatsız olmamakla, bu konudaki samimiyetsizliğini ortaya koymuştur. Seçim meydanlarında darbe mağduriyeti ile halkın tercihini kendi tarafına kanalize etmeye çalışan iktidar partisi, yargı sisteminin bunca mağdurunu görmezden gelirken darbeci zihniyet sahibi seçkin zümrelerin hak ve hukukuna sahip çıkmayı ise marifet bilmiş ve olumlamıştır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir